Gündemlenenler

e-ticaret_rakamlari

2006 şubat ayında askerden döndüğümde,  sahibinden.com da okeye dönüyordu. O dönemki kadim dostum yeni bir genel müdür getirmişti 2000 senesinde temellerini attığımız şirketin başına. Yıllarca oturtmaya çalıştığım amerikan şirketi modelinden, yavaş yavaş memur zihniyeti olarak tabir ettiğimiz vizyona geçiş gerçekleşiyordu ve engel olamıyordum.

Fundamental eksikliğiydi bu. Otelcilik sektöründen yetişmiş bir yatırımcı ile ev hanımlığından gelmiş bir genel müdür birçok değerin farklı şirketlere göç etmesine neden oluyordu. E-Ticaret başka birşeydi oysa ki. Ancak göremiyorlardı. Esin de bu göç eden değerlerden biriydi. Ben ise manevi ortak olarak ancak 2007 senesi sonlarına kadar kalabilmiştim. Paylaşmışlar rakamlarını, eski dostum ve meçhul iki arkadaşının kurduğu bu sitenin. Ben de aslında farkında olmadan Esin ile paylaşmışım rakamlarla ifade edilemeyen şeyleri 10 sene sonunda. Gündemlenenler’in rakamlarla anlatılamayan şeylerin yeri olması dileğiyle…

Sahibinden.com ile beraber büyüdüğüm zamanlarda, yöneticilerin arasında kolaylıkla seçebileceğiniz biri vardı. Sene 2006. Birazdan röportajına yer vereceğim M. Cengiz Can, başarılarından önce ‘insana değer vermesinden’ ötürü birlikte çalıştığı pek çok insanın hafızasına kazınan biri..

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?
Dürüstlük ve dostluk kavramlarını ilke edinmiş, iş fikirlerinden marka yaratan bir seri girişimciyim.

Dijital pazarlamanın gittikçe satış ve birey hedefli planlanması konusunda ne düşünüyorsunuz?
Dijital, pazarlamanın bir yöntemi, Birey hedefli olması ise felsefesi. Yöntemler çeşitlilik gösterebilir. 10 sene önce dijital pazarlama yoktu ancak birey odaklı pazarlama vardı. Felsefe doğru olmadıkça yöntemin ne olduğu ile ilgilenmiyorum ben. Halı bombardımanı yapan B-52 ler, geniş spektrumlu antibiotikler, ne iş olsa yaparım abiler geçmişte kaldı. Seçenekler ve bilgi kalabalığı o denli fazla ki, farkedilmek için markaların birey ile direk temas kurması zorunluluk halini aldı. O temasta da gerçekten kalbe dokunması gerekiyor.

Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin en nihayetinde onu kullanan insan aynı. Zaman içerisinde evrim geçiriyor olsak bile duygularımız ve değerlerimiz sabit kalıyor. İnsan önemli olduğunu hissetmek istiyor. Değer verildiğini bilmek istiyor. “Ben” odaklı yaklaşıyor. “Herkese attığın davetiyeyi değil, benim adıma yazdığın davetiyeyi gönder” diyor. Bir bankadan gelen mektubu açtığında altındaki imzanın fotokopi mi yoksa ıslak imza mı olduğunu kontrol ediyor. Banner yaparız, advergame hazırlarız, facebook uygulaması yaparız, iki üç twitleriz demek artık standart oldu. Bunun farklılaşma noktası neresi peki şayet herkes benzer yöntemleri kullanıyorsa? “Ben neredeyim bu kalabalıkta?” Tüm bunları doğru belirlemek gerekiyor. Amaca yönelik, kaynakları mantıklı kullanılan ve en önemlisi doğru ölçümlenen noktasal pazarlamaya inanıyorum ben.

Pazarlamada önemli olan dört ana başlığın (Product/Ürün – Place/Yer – Price/Fiyat ve Promotion/Tutundurma) artık Participation/Katılım ile şekillenmesi üzerine neler söyleyebilirsiniz bize?
Pazarlamanın 4P kuralı vardı. Zaman içerisinde baktılar ki duygu yok. İçerisine duyguyu kattılar 4C oldu. Müşteri odaklı oldu kısaca. Biraz da teknoloji ve farklılaşma eklenince günümüzde 4V oldu.
Product – Consumer – Validity
Price – Cost – Value
Place – Convenience – Venue
Promotion – Communication – Vogue

İnternet’in temeline bakarsak ordu için geliştirilen bir proje olmasına rağmen gerçekte “sosyalleşme” aracı olarak kullanılmıştır.
Classmates.com 1995, Epinions.com 1999, My Space 2003, Linkedin 2003. Facebook 2004, Twitter 2006. Çok kısa zaman içerisinde hızlı bir şekilde büyüyen bu örnekler zaten Participation’ın (Katılımın) önemini gösteriyor. Konunun içerisinde “benden” bir parça varsa aidiyet gerçekleşiyor. O zaman ben markayı doğal yoldan yayıyor, konuşuyor ve büyütüyor oluyorum. Zaten Viral Marketing ve Word of Mouth kavramları içerisinde uzun zamandır yaşamaktadır aslında participation.

Sizin kontrolünüzde olan bir işletmede kar amacı gütmenin öncesinde sizin için önemli olan nedir?
Benim için herşeyin başında insan geliyor. İşini seven ve severek çalışan insan. Markaya ve ürüne inanan insan. Ekibin bir parçası olmaktan mutluluk duyan ve keyif alan bir insan. Bir işletme önce bunu yaratabilmeli. Sonrasında doğal olarak müşteri memnuniyeti sağlanmış oluyor. Bir markanın ilk müşterisi o markanın çalışanıdır. En büyük değer önce çalışana verilmelidir.

Keyif alınan bir işte karlılık er ya da geç gerçekleşecektir. Sadakatı yaratabiliyorsa bir kurum sırtı asla yere gelmez. Yaratamıyorsa geçmiş olsun. İstediği kadar kar yapsın birileri sırtından vuracaktır hep.Ancak büyük ve dayanışma içerisinde bir aile olunabilirse taraflar birbirini satmaz ve yarı yolda bırakmaz. Böylece şirket büyür, çalışan büyür ve en önemlisi müşteri büyür.

Genç kesim öncelikle para kazanma endişeseni taşıyor içinde artık ve beceri ve bilgilerini göz ardı edebiliyor. Bu konu hakkında siz neler düşünüyorsunuz?
“Paranın satın alamadığı şeyler nelerdir?” diye sorsunlar kendilerine. Sonra kendi cevaplarını yazsınlar bir kenara. Hayat felsefelerini paranın satın alamadığı şeyler üzerine kursunlar. Bunların peşinde koşsunlar. Bu durumda para anlamını yitirecektir onlar için. Olması ile olmaması arasında bir fark kalmayacaktır. İşte o anda bu endişe ortadan kalkacaktır.

Para bir şekilde gelir ve geldiği gibi gider. Çok kazanan çok, az kazanan az harcar. Ne kadar paraya sahip olacağımızı değil, onu ne için feda edeceğimizi düşünmeliyiz. Şeref mi? Gurur mu? Sağlık mı? Aşk mı? Yoksa yakın bir dost mu?  Hayat birşeyleri yavaş yavaş elde etmenin keyfini sürmektir. Hazmetmektir.  Hatta hazmedebilmektir başarıyı da başarısızlığı da. Parayı da parasızlığı da. Aslında bu noktada iyi ya da kötü yoktur. Gece ile gündüz gibi, beyaz ile siyah gibi… Altın olmaktır mesele para olmak değil.  Altının değeri bakidir. Bilgi ve tecrübe de böyle birşeydir işte. Zamanlarını kendilerini geliştirmek için harcasınlar, mutlu olmak için harcasınlar. Keyif alsınlar güneşten de yağmurdan da. Para nasıl olsa gelir ve gider. Kalanlar için çalışsınlar, gidenler için değil!

Gelecekte neler yapmak istiyorsunuz?
Ben “şimdi” odaklı yaşıyorum. Çok memnunum herşeyden ve çevremdeki herkesten. “Hayat,biz gelecek için planlar yaparken başımızdan geçenlerdir” demiş John Lennon. Katılmamak elimde değil.

Aslında röportaj için teşekkür etmenin yanında Cengiz Can’a iş hayatımdaki önemli dokunuşları için de minnet borçlu olduğumu belirtmeliyim. ‘Seninle daima gurur duymak istiyorum’ dediğinde bir şeyler yapmam gerektiği hissiyatını uyandırdığı zaman için ayrıca teşekkürler..

Leave a Reply

 

 

 

You can use these HTML tags

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>