Internet World Expo

Geçen sene Paris Pixmania ofisinde dönem toplantımızı yapıyoruz. Dixons Retail’in o dönemki CEO’su, şimdi ise Apple’ın VP’si olan John Browett ile toplantı sonunda sohbet ediyoruz ve bir yandan da asansörü bekliyoruz. Ne yaptıysam yapayım benden önce asansöre bindiremiyorum kendisini. Seneler içerisinde iş hayatında karşılaştığım kompleksli insanların yanında bu İngiliz nezaketi midir yoksa aile terbiyesi midir diye sormuyorum kendime. Zira bulunduğum ofisteki özgürlükçü ve insana saygıyı hissettiren hava zaten asansöre kadar geliyor. Ofisteki çalışma programımızı sonlandırıktan sonra ise diğer tüm ülkelerin e-ticaret yöneticileri ile birlikte akşam yemeği yiyoruz. Yanımda oturan Pixmania CEO’su Steve’e “Paris’te yaşıyor olsaydım, kesinlikle seninle çalışırdım” diyorum.

Bu sene ise uzun zamandır katılmak istediğim Londra’daki Internet World Expo için fırsat yaratıyorum kendime. Organizasyondan mail geliyor. “Cengiz, uzaklardan geleceğini görüyoruz. Sana yardımcı olalım: Heathrow‘a ineceksen şöyle şöyle yapabilirsin. Gatwick üzerinden geleceksen şu şu alternatifleri değerlendirebilirsin. Otele ihtiyacın varsa, organizasyonun olacağı bölgedeki anlaşmalı oteller listemize bakabilirsin” Defalarca Amerika’da karşılaştığım bu müşteri tecrübesi odaklı yaklaşım, bir kere  daha beni benden alıyor.

Atlıyorum uçağa iniyorum Heathrow’a. Gitmeden tabii ki Tomtom UK ve London Tube uygulamalarını iPhone’a kurmuşum. Havalimanında trene, trenden metroya tere yağından kıl çeker gibi binip geliyorum Earls Court’a. Endüstri devrimini yapmış olmanın avantajları işte budur diyorum. Düşünüyorum hangi tren, hangi metro ile giderdim ben Sabiha Gökçen’den Tüyap’a?

Linkedin’inden Google’ına, Expedia’sından Yahoo’suna konuşmacılar oturumlar yapıyor. Herşey organize edilmiş. En ufak detay düşünülmüş. İçeride ne terliyorum, ne de üşüyorum. Dışarıda o kadar yağmur yağarken, içeride çamur tanesine rastlayamıyorum. Herkes saygılı, herkes gülümsüyor. Çıkarken  binanın duvarında ciklet dönüşüm ünitesi ile karşılaşıyorum. “Yoook artık” diyorum. Bizler müşteriyi dönüştürmeye uğraşırken, adamlar cikleti dönüştürüyorlar diye söyleniyorum.

İçeride katvizit toplama devri zaten bitmiş. Katıldığım tüm oturumlardaki ya da sohbet ettiğim tüm markalardaki yetkililer, boynumda asılı duran katılımcı kartımı tarayıp bilgilerimi alıyor. Hatta Sitefinity yetkilisi giriş kartımı, kendi adının barkodunu ve elindeki kartondan ilgili ücretsiz sürüm barkodunu okutarak “1-2 gün içerisinde hesabınızın açıldığına dair bilgilendirileceksiniz” diyor. Döndüğümde Emre‘ye ödeme sistemleri ile ilgili artistlik yapabileyim diye Worldpay ve Sagepay yetkilileri ile özellikle laflıyorum.

İşte o anda soruyorum kendime nasıl oluyor da biz ülkemizde yaptığımız sıradan summitler için, öğrencilerden bile fahiş ücretler talep ederken, Avrupa’nın en büyük e-ticaret sergisi (expo) ücretsiz olabiliyor?

Bizdeki durumu anlatan en uygun atasözü ne yazık ki “Körlerle sağırlar birbilerini ağırlar” oluyor.

e-ticaret konferanslarımızın temelinde sektördeki yenileri kucaklama, bilgilendirme ve sektörü büyütme kaygısı, organizatör çıkarları ve danışıklı dövüş ile konuşmacı çıkartma kaygısının önüne geçemediği takdirde, gelenler gerçek faydayı özümsemektense, konuşmacıların geliş-gidiş saatleri ile orantılı bir program yapacak ve fahiş ücretlere maruz kalmaya devam edecekler. Gelecekte çok faydalı olabilecek değerli gençler belki de imkansızlıktan seminerlere katılamazken, sırf birilerinin tanıdığı ya da kendisine “hatır daveti” yapılması gerektiği için alakasız kişiler VIP olarak boy gösterecekler.

Farkında olmadığımız şey ne burada biliyor musunuz? Yaşam Boyu Değer kavramı.

Bizler seminerlerimizi öğrencilere paralı, buna karşın CEO’larımıza, VIP’lerimize ve vesairelerimize ücretsiz yapmaya devam ettikçe CEO’larımız asansörlere en önden binmeye devam edeceklerdir.

4 comments to Internet World Expo

  • Dijital pazarlama’nın “internette birşeyler satmak”tan çok öte olduğunu anlatan güzel yazı için teşekkürler

  • Uğur Ağabey,
    Yaşam boyu değer, bir şekilde hissettiğim ancak bir türlü kelimelere dökemediğim kavramdı. Vesile olduğun için teşekkürler.

  • Kendini yönetemeyen adamların olduğu iş sektöründeki kölelik düzeni içerisinde, sisteme hizmet eden kuralların dayatıldığı bir ülkede azınlıkta kalınmması, insanı zorunlu filozof olma yoluna itiyor gerçekten.

    Kişi görünüşüyle ağırlanır, düşüncesi ile uğurlanır, eylemleri ile de hatırlanır diyorum. Büyük olmak ve büyük davranmak büyük görünmek değildir. insan olan her şey olur. CEO da olur, çoban da olur. Çünkü insan olan herşeyle aynı olur. Dengede olur.

    Sabah bir mümessilin geldiği üniteye, elini çalışanın arabasının kaputuna koyupta; sıcak mı diye bakıp “şimdi mi geliyorsun?” diye sorgulayan aklı sıra akılcılık yapan üst mertebe yalakası müdür de vardır. Çalışan için başlamadan biten bir gündür o gün. Halbuki gerektiğinde, kotayı doldurduk yeterince çalıştık daha fazlasına ihtiyacımız yok, “öğleden sonra herkes serbest yarın da koğuş kalk 10:00 dur arkadaşlar.” diyen müdür de vardır. Yönetmek, pazarlamak, çalıştırmak, saygı uyandırmak gibi kavramlar hep birbiriyle iç içe olan ve dengesizliğe tahammülü olmayan bir dinamizmdir. Önemli olan kim bunun neresindedir? Neresinde olacaktır!

  • Orkun, Aile bir insana ne veriyorsa kişi o oluyor. Güce sahip olanlar verecekleri kararlarda bu gücü herhangi bir tarafa menfaat sağlayacak şekilde kullanmamalıdır. Kraldan çok kralcı olmak malesef birçok kişinin düştüğü hataların başında geliyor.

Leave a Reply

 

 

 

You can use these HTML tags

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>