Bizim Zamanımızda

senna_schumacherBüyüklerimizden sıkça duyduğumuz bir klişedir “bizim zamanımızda” ile başlayan cümleler. Ben gerçek anlamda 1996’da başladım Formula 1 izlemeye. Buna karşın yakın tarihi özellikle de Senna-Prost dönemini çok iyi biliyordum.

Biliyordum ki 1994 ve 1995’de üst üste iki kere sampiyon olmuş bir adam sıfırdan, yeniden başlıyordu. Hill ile tüm kapışmalarını, Fenerbahçe’nin gollerini hatırladığım kadar iyi hatırlarım. Yıllar içerisinde çok geniş bir Formula 1 arşivi oluşturdum, hatta bazı hızlı parçaları adamımın basın toplantılarıyla, mp4 ve f310 sesleriyle mixledim.

1996’da gelen 3.lük ve 1997’de son yarışta kaçan bir şampiyonluk beni üzmüştü. 2 senedir çok büyük şanssızlıklar yaşayan adamım 1998’de teknolojiye, 1999’da da teknoloji ile birlikte yine büyük bir şanssızlığa boyun eğiyordu. Silverstone’daki kaza sonucu ayağını kırarak sezonu kapatıyordu. Onun her kaybettiği pole position ve her yarış aslında farkında olmadan beni 2 haftalık bir amaca yöneltiyor ve cuma olmasını, free practice ile başlayacak bir hafta sonu heyecanını beklememi sağlıyordu. Bir sonraki yarışta yine yeteneğiyle, yine belki bir yağmurla, yine bir Brown-Todt taktiğiyle teknelojiye dur demeye çalışacak kahramanımı bekliyordum.

Spa 98’de 8.’ye tur bindiriyordu, hem de bir McLaren’e.
Monaco’da cumartesi tatil yapmayıp kalkış sistemi deniyordu. Sıralamada 2-4 olan Ferrariler, pazar 1-3 oluyordu 5. kırmızı ışıkla birlikte.
Catalunya 96’da ilk galibiyet, hem de sağnak yağış altında çok daha iyi arabaların içinden geçerek bana Senna’yı hatırlatmıştı Donington’93
Monza 96’da yıllar sonra Ferrari’ye evinde kazandırdığı pole position. Hatta o arabayla Monaco 96‘daki pole inanılmazdı.
Magny-Cours 98’de uzun bir aradan sonra Irvine ile gelen double ve arkası kesilmeyen başarılar.
1996 sezonunda nasıl 3 yarış kazanabildiğini hala anlamış değilim dönemin güçlü Benetton ve Williams’ı karşısında.

“euhh michael, this is your 41th victory, which puts you equal all time winner with Ayrton Senna, how you feel ?” sorusu belki hiç kimseye bir daha sorulamayacak. Sorulsa bile hiç kimse onun verdiği cevabı veremeyecek!

İtalyanlar 1982’de dünya şampiyonu olduklarında televizyonlarını camdan atmışlardı; televizyonlar bundan daha güzel birşey gösteremez diyerek. Raikonen’in hatasıyla Magny-Cours ‘da kazanıp 5.defa dünya şampiyonu olduğu anda, Jean Todt’a sarıldı. Ağlıyordu. Aklıma yine Senna geldi, bak şimdi yine geldi kahretsin, yine gözlerim doldu. Ağlayan bir formula 1 pilotu gördüğümde, kaza yapan bir F1 aracı gördüğümde aklıma hep Senna geliyor ve Senna’nın ölümüne; “Abi adam ne mutludur ya sevdiği yerde, arabasında öldü, yarışırken öldü” yorumunu yapan ve malesef bir trafik kazasında kaybettiğimiz dostum Kaan Onuk geliyor.

Ben Schumimin hep “o” haliyle kalmasını istiyorum. Torunlarıma onu anlatmak istiyorum, “Bizim Zamanımızda…” diyerek. Belki de Eric Cantona gibi zirvedeyken bırakmasını istiyorum. Hepimize birini yada birşeyi sevdiren bir an yok mudur? Benim için o an Interlagos 96’da, Alesi’den tur yedikten sonraki surat ifadesiydi. Asla unutmadım!

Formula 1’de hiçbir pilot bana yarışlarda onun yaşattığı ve tarif edemediğim hissi yaşatamayacak. Sanıyorum ben artık bir F1 fanatiği olarak misyonumu tamamladım. Listemize çok zamandır birşey yazmadım çünkü içinden birşey gelmedi. Aylardır yazılarınızı da okumadım. Belki teknolojinin artık onu da bozmasına, hem de kendi yarattığı Ferrari teknolojisinin bozmasına sinirlendim.

O, benim için Senna ile kanat kanada gittiği, Hakkinen ile beraber ağladığı, her yıl teknolojiye karşı mücadele ettiği ve her zaman bir direnişi simgelediği için büyük oldu. Artık o direniş kalmadı ve malesef. F1 kullanmak neredeyse Force Feedback’li bir direksiyonla oyun oynamakla aynı zorluk derecesine indi pilotlar için.

Ah bir zamanlar hiç sevmediğim Hill, Villeneuve, Hakkinen, Coulthard, Alesi; şu an sizlere o kadar kızdığım için üzülüyorum. Zira benim kahramanımın artık yapacak birşeyi kalmadı. Çünkü teknoloji artık öyle bir noktaya geldi ki direniş duygusu anlamını yitirdi.

“Bir zamanlar 4 yarış için lisans verdiğiniz bir genç vardı” diyecek belki Raikonen, tıpkı bir zamanlar 1 yarış için SPA‘ya getirilen genç gibi. Ve ben o zaman belki de Kimim ile Schumacherimi, Sennamı anacağım. “o” zamanı bekleyip, “o” zamanı “bizim zamanımızda” yapacağım. İşte o zaman yazılarımı yazıp direnen adamı savunacağım.

Cengiz – 24 Temmuz 2002 kaan_onuk

Bugün 19 Ocak 2014. Kaanımızı kaybedeli tam 18 sene oldu. Yukarıdaki yazıyı o dönem bir Formula 1 grubuna yazalı ise 12 sene. Bugüne kadar 5 farklı isim daha F1 şampiyonu oldu. Raikonen de oldu. Herhangi birisi bana yazı yazdıramadı. Schumi 2 şampiyonluk daha aldı ve F1’e veda etti. Kayak yaparken geçirdiği bir kaza sonucu ise 1 aydır komada. Hayata tutunur mu bilemiyorum, ama biliyorum ki ben onu hep “o” haliyle hatırlayacağım, tıpkı seneler önce yazmış olduğum gibi, tıpkı efsane Murray Walker’ın söylediği gibi.

Şimdi düşününce farkettim. Beni bu kadar tutkuyla F1’e bağlayan sendin Kaan. Huzur içinde yat.

Leave a Reply

 

 

 

You can use these HTML tags

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>